İSTANBUL’A HOŞGELDİNİZ… 2017-03-22T12:20:58+00:00

İSTANBUL’A HOŞGELDİNİZ…

Dünyanın önemli şehirlerinden biri olan İstanbul, jeopolitik konumu ile de çok özel bir merkezdedir. Asya ve Avrupa Kıtası’nı sınırlayan İstanbul Boğazı’nın iki yakasına kurulu ve iki kıtada topraklanmış olan kent ünvanı kazanmıştır. İstanbul, on iki milyonu aşan nüfusuyla Türkiye’nin en kalabalık şehridir. Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış, şanına uygun, muhteşem duruşu ve sivil abideler ile çağlar boyu imar edilmiştir. Şehrin ilk kuruluşu efsanelerde anlatılmaktadır. M.Ö. 650 yıllarında liderleri Byzas bir deniz kavimi, şehirleri Megara’dan çıkarak yeni bir yerleşim aramaya koyulurlar. Devrin adetlerinde daima kahinlere baş vurulurdu, zamanın meşhur kehanet merkezi Del’deki Apollon Mabedi kahinleri, Byzas’a: “Körler ülkesinin karşısına” yerleşmesini öğütlemişler. Uzun araştırmalar sonucu böylesine bir yer arayan göçmenler İstanbul yarımadasına vardıklarında, çevrenin zenginliği ve tabii liman “Haliç”in imkanlarına hayran kalmışken, Boğaz’ın diğer tarafında yerleşmiş kimselere rastlarlar.

Böylesine imkanlara sahip ideal bir yer varken karşı kıyıda yerleşmek için “kör” olmak icap ettiğine inanan göçmenler, kehanette belirtilen yere vardıklarına inanırlar.

Byzantion kurulduğu günden itibaren bazen bölgeye hakim olan üstün kuvvetlere tabi olarak, bazen de kendi hür idaresinde yaşamıştır. Bugünkü Topkapı Sarayı’nın bulunduğu bölge şehrin Akrapolu idi. Haliç’de kullanılmakta olan sakin bir limana buradan başlayan kuvvetli bir sur şehri çevreleyerek Marmara denizine ulaşırdı.

Byzantion bir liman ve ticaret şehri olarak Roma İmparatorluğu döneminde de yaşamını sürdürürken, M.S. 191 yılında başlayan bir taht kavgasında yanlış taraf tutmuş, 2 yıl aşan bir kuşatmadan sonra da Roma İmparatoru Septimus Seveıus tarafından fethedilerek yerle bir edilmişti.Aynı İmparator tarafından sonradan baştan inşa edilen şehir genişletilmiş, yeni surlar ve yapılarla donatılmıştı.

M.S. 4 yy’da Roma İmparatorluğu çok genişlemiş, başkent Roma, İmparatorluğun bir köşesinde kalmıştı. İmparator Büyük Constantinus (312-337) yeni bir başkent ararken İstanbul şehrinin şahane stratejik pozisyonunun, ideal kara ve deniz yollarının kesiştiği yerde olmasının kavrayarak burayı seçmiştir. 6 yılı aşan sürede yeniden inşa edilen surlar ile şehir genişletilmiş, bir çok tapınak, resmi binalar, saraylar, hamamlar ve hipodrom yapılarak, 330 yılında büyük rnerasimlerle resmen Roma İmparatorluğu başkenti olmuştur. Altın bir çağın başladığı şehir İkinci Roma ve Yeni Roma adı ile anılmış, çabuk unutulan bu isimlerden sonra Byzantion ve geç devirlerde Konstantinopolis olarak Büyük Constantinus’dan sonraki imparatorlar şehri güzelleştirme çabalarını devam ettirmiş; yeni binalar, caddeler, su kemerleri ve abideler yaptırmışlardı.

Şehirdeki ilk kiliseler de Constantinus’dan sonra inşa Roma İmparatorluğu’nun 39’de ikiye bölünmesi ve Batı Roma İmparatorluğu’nun 5. yy’da çökmesine karşılık, Doğu Roma İmparatorluğu başkent İstanbul`un idaresinde varlığım daha 1000 seneden fazla sürdürmüştür. Bu imparatorluğa çağdaş tarihçiler “Bizans İmparatorluğu” adını verdiler.

Anadolu’daki erken uygarlıkların tesirinde, Doğudan ve Roma’dan alınan ihtişam, kurallar ve kanunlarla, en de, Hıristiyanlık etki ve prensiplerinde gelişen Bizans İmparatorluğu’nun çok enteresan bir tarihi vardır. İstanbul şehri 5 yy’ın ilk yarısında yeniden inşa edilen surlarla tekrar genişletilmişti. İhtişamı ile görülebilen bu kara tarafı surları İınparator II. Theodosius (408-450) tarafından yaptırılmış olup uzunluğu 6492 m’ dir. 6 yy’da nüfusu yarım milyonu aşan şehir, İmparator İustinianos (527-565) idaresinde bir altın çağ daha yaşadı. Meşhur Ayasofya bu imparatorun eseridir.

Bizans İmparatorluğu ve başkent İstanbul’un sonraki tarihi saray ve kilise entrikaları, İran ve Arap saldırıları ve sık değişen imparator sülalelerinin kanlı kavgalar ile doludur. 726-843 yılları arasında yer alan İkonaklazm hareketinde her türlü ikon yasaklanmıştı Tarihinde kara bir devir olan Latin egemenliği 4. Haçlı seferinin 1204 yıhnda şehri istilası ile başlamış, tüm kilise ve manastırlar ile abidelerine kadar şehir yıllar boyu süren bir soyguna uğramıştı. 1261‘de şehrin idaresi tekrar Bizanslıların eline geçmesine rağmen İstanbul eski zenginliğine bir daha kavuşamamıştır.

Etrafında, genişleyerek Türk Osmanlı Imparatorluğu’nun tehdidi gittikçe artmış ve nihayet 53 bir kuşatma sonrası 1453’te şehir Türklerin eline geçmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in savaş tarihinde ilk defa kullanılan iri boyutlardaki topları İstanbul surlarının aşılınasının bir sebebidir. Fethi kılan bir diğer sebep de Bizans İmparatorluğunun artık tabii sonunun gelmiş olması idi. Fatih, Osmanlı İmparatorluğunun başkentini buraya taşıyarak, çeşitli yerlerinden getirttiği göçmenlerle şehir nüfusunıı arttırmış, boş ve harap olan şehri imar işlerine başlamıştı. Şehrin eski halkına din hürriyeti ve sosyal haklar tanıyarak yaşamlarını sürdürmelerini sağlamıştır.

Şehirdeki birtakım kiliselerle birlikte Ayasofya camiye çevrilerek harap, bakımsız durumdan kurtarılmışlardır. İstanbul Türklerin eline geçtikten sonra, kısa bir sürede gelişip yeniden imar edilmiştir. Fetihten yüzyıl sonrada Türk Sanatı şehre damgasını vurmuş, kubbeler ve minareler şehir siluetine hakim olmuştur. 16. yy’dan itibaren de Osmanlı Sultanlarının Halife olmalarından dolayı İstanbul tüm İslam dünyasının merkezi olmuştur.